Yapay zekâ, normalde insan zekâsı gerektirdiği düşünülen öğrenme, akıl yürütme, dil anlama ve problem çözme gibi işleri bilgisayarlara yaptırmayı amaçlayan bilim ve mühendislik alanıdır. Terim ilk kez 1955'te yazılan ve 1956 yazında ABD'deki Dartmouth Koleji'nde yapılan bir çalışma toplantısının önerisinde kullanıldı.
Yapay zekânın kesin bir tanımı üzerinde uzlaşma yoktur; bir sistemin gerçekten "düşünüp düşünmediği" felsefede hâlâ tartışılan bir sorudur. Bu madde, alanın tarihini ve temel kavramlarını tarafsız biçimde aktarır.
- Terimin ilk kullanımı
- 1955 Dartmouth önerisi
- Kurucu toplantı
- Dartmouth, 1956 yazı
- Toplantıyı düzenleyen
- John McCarthy ve arkadaşları
- Turing'in makalesi
- Computing Machinery and Intelligence, 1950
- Deep Blue – Kasparov
- Mayıs 1997
- AlphaGo – Lee Sedol
- Mart 2016, 4–1
- Temel alt alan
- Makine öğrenmesi
Yapay zekâ fikri nasıl doğdu?
Makinelerin düşünüp düşünemeyeceği sorusu, elektronik bilgisayarların ortaya çıkmasıyla bilimsel bir tartışma konusuna dönüştü. İngiliz matematikçi Alan Turing (1912–1954), 1950’de Mind dergisinde yayımlanan “Computing Machinery and Intelligence” adlı makalesinde bu soruyu farklı bir biçimde sordu. “Makineler düşünebilir mi?” sorusunun tanımlanması zor olduğunu belirterek yerine bir “taklit oyunu” önerdi: Yazışma yoluyla soru soran bir kişi, karşısındakinin insan mı makine mi olduğunu ayırt edemiyorsa ne sonuç çıkarılmalıdır? Bu düşünce deneyi sonradan “Turing testi” olarak anıldı.
“Yapay zekâ” terimi nerede ortaya çıktı?
Terim, John McCarthy’nin Marvin Minsky, Nathaniel Rochester ve bilgi kuramının kurucusu sayılan Shannon ile birlikte 1955’te hazırladığı bir öneride kullanıldı. Öneri, 1956 yazında ABD’deki Dartmouth Koleji’nde yapılacak bir çalışma toplantısı içindi. Önerinin temel varsayımı, öğrenmenin ve zekânın her yönünün, bir makinenin taklit edebileceği kadar kesin biçimde tarif edilebileceğiydi. 1956 Dartmouth toplantısı, yapay zekânın bağımsız bir araştırma alanı olarak doğuşu kabul edilir.
Yapay zekâ tarihinde hangi dönemler yaşandı?
Alanın tarihi, büyük beklentilerle hayal kırıklıklarının birbirini izlediği dalgalar hâlinde ilerledi.
| Dönem | Öne çıkan yaklaşım ve gelişmeler |
|---|---|
| 1950’ler–1960’lar | Mantık ve kural tabanlı programlar, satranç ve teorem ispatı denemeleri |
| 1970’ler | Beklentilerin karşılanamaması, fonların azalması (“yapay zekâ kışı” olarak anılır) |
| 1980’ler | Uzman sistemler: belirli bir alandaki uzman bilgisini kurallara döken programlar |
| 1990’lar–2000’ler | İstatistiksel yöntemler ve makine öğrenmesinin güçlenmesi |
| 2010’lar ve sonrası | Büyük veri ve güçlü işlemcilerle derin öğrenmenin yükselişi |
İlk yıllarda araştırmacılar büyük bir iyimserlik içindeydi. 1958’de Frank Rosenblatt, beyindeki sinir hücrelerinden esinlenen ve örneklerden öğrenebilen “perseptron” modelini tanıttı. 1966’da Joseph Weizenbaum’un geliştirdiği ELIZA programı, kullanıcının cümlelerini basit kalıplarla yeniden sorarak bir terapistle konuşuyormuş izlenimi yarattı; program aslında söylenenleri anlamıyordu. Bu örnekler, bir sistemin akıllı görünmesi ile gerçekten anlaması arasındaki farkı tartışmaya açtı.
1980’lerin uzman sistemleri, belirli bir alandaki uzman bilgisini “eğer şu durum varsa şunu yap” biçimindeki yüzlerce kurala dönüştürüyordu. Bu sistemler bazı alanlarda yararlı oldu; ancak kuralları yazmak ve güncel tutmak pahalıydı, beklenmeyen durumlarda da başarısız oluyorlardı. Bu sınırlılıklar, kurallar yerine verilerden öğrenen yöntemlere ilgiyi artırdı.
Hangi olaylar dönüm noktası sayılır?
- Mayıs 1997: IBM’in Deep Blue bilgisayarı, dünya satranç şampiyonu Garri Kasparov’u standart turnuva koşullarında altı oyunluk bir maçta yendi. Deep Blue, saniyede yaklaşık 200 milyon pozisyonu değerlendirebiliyordu; başarısı büyük ölçüde kaba hesaplama gücüne dayanıyordu.
- Mart 2016: DeepMind’ın geliştirdiği AlphaGo, Seul’de oynanan beş oyunluk maçta Go ustası Lee Sedol’u 4–1 yendi. Go’daki olası hamle sayısı satranca göre çok daha fazla olduğundan bu başarı, öğrenmeye dayalı yöntemlerin gücünü gösterdi.
- 2020’ler: Çok büyük metin kümeleriyle eğitilen dil modelleri, metin üretme ve çeviri gibi işlerde geniş kullanım alanı buldu.
Bu iki olay arasındaki fark, alanın nasıl değiştiğini de gösterir. Deep Blue’nun satranç bilgisi büyük ölçüde uzmanların tasarladığı değerlendirme kurallarına ve çok hızlı arama yeteneğine dayanıyordu. AlphaGo ise sinir ağlarını kullanarak çok sayıda oyundan ve kendi kendine oynadığı maçlardan öğrendi. Bu geçiş, kural yazmaktan veriden öğrenmeye doğru yaşanan genel eğilimin bir yansımasıdır.
Makine öğrenmesi ve derin öğrenme nedir?
Klasik programlamada insan, bilgisayara ne yapacağını adım adım kurallarla anlatır. Makine öğrenmesinde ise sistem, çok sayıda örnekten kalıpları kendisi çıkarır. Örneğin binlerce etiketli fotoğraf görerek kedi ile köpeği ayırt etmeyi öğrenebilir.
Derin öğrenme, makine öğrenmesinin bir alt dalıdır. Beyindeki sinir hücrelerinden esinlenen, çok katmanlı “yapay sinir ağları” kullanır. Bu ağlar görüntü tanıma, konuşmayı yazıya çevirme ve dil işleme gibi alanlarda 2010’lardan itibaren büyük ilerleme sağladı. Bu ilerlemenin arkasında daha fazla veri, daha güçlü çipler ve geliştirilmiş algoritmalar vardır.
Yapay zekâ bugün arama motorlarında, çeviri araçlarında, sesli asistanlarda, görüntü tanıma sistemlerinde ve öneri listelerinde kullanılmaktadır. Bu yaygınlık beraberinde yeni sorular da getirdi: Kişisel verilerin korunması, kararların şeffaflığı, telif hakları ve iş gücü üzerindeki etkiler, farklı ülkelerde yasal düzenlemelerin ve kamuoyu tartışmalarının konusu oldu. Bu tartışmalar, teknolojinin nasıl geliştirileceği kadar nasıl kullanılacağının da önemli olduğunu gösteriyor.
Sık yapılan yanılgılar
Bilim kurgu filmlerinin etkisiyle yapay zekâ çoğu zaman insan gibi düşünen ve bilinçli makinelerle özdeşleştirilir. Bugünkü yapay zekâ sistemlerinin büyük çoğunluğu “dar” yapay zekâ olarak adlandırılır: Belirli bir görevde çok başarılı olabilirler, ancak bu başarıyı her alana taşıyamazlar. Bir diğer yanılgı, yapay zekânın yeni bir kavram olduğudur; alanın kökleri 1950’lere uzanır ve bugünkü gelişmeler yetmiş yılı aşkın birikimin ürünüdür. Ayrıca yapay zekâ sistemleri eğitildikleri verilerdeki hataları ve önyargıları da öğrenebilir; bu nedenle ürettikleri sonuçların doğrulanması önemlidir.
Bilgili misin?
1/4"Yapay zekâ" teriminin ortaya çıktığı çalışma toplantısı nerede yapıldı?
Cevabı göster
A) Dartmouth Koleji — Toplantı 1956'da Dartmouth Koleji'nde yapıldı. Diğer kurumlar bilgisayar tarihinde önemlidir ama bu toplantıyla ilgisizdir.
2/4Alan Turing'in "taklit oyunu"nu önerdiği makale hangi yıl yayımlandı?
Cevabı göster
C) 1950 — Makale 1950'de Mind dergisinde yayımlandı. 1936 Turing makinesi makalesinin, 1956 Dartmouth toplantısının yılıdır.
3/4Deep Blue'nun 1997'de yendiği satranç şampiyonu kimdir?
Cevabı göster
D) Garri Kasparov — Deep Blue, Mayıs 1997'de Garri Kasparov'u yendi. Diğerleri farklı dönemlerin şampiyonlarıdır.
4/4Çok katmanlı yapay sinir ağlarını kullanan makine öğrenmesi alt dalına ne ad verilir?
Cevabı göster
B) Derin öğrenme — Çok katmanlı sinir ağları derin öğrenmenin temelidir. Uzman sistemler ve kural tabanlı programlar insan tarafından yazılan kurallara dayanır.
Sık sorulan sorular
Turing testi bugün hâlâ kullanılıyor mu?
Turing testi tarihsel ve felsefi açıdan önemini korur, ancak araştırmacılar günümüzde sistemleri belirli görevlerdeki başarılarını ölçen çok sayıda farklı testle değerlendirir.
Deep Blue maçında ilk karşılaşmayı kim kazandı?
IBM'e göre 1997 rövanşında ilk oyunu Kasparov kazandı, ikinci oyunu Deep Blue aldı; maçı sonunda Deep Blue kazandı. 1996'daki ilk maçı ise Kasparov 4–2 kazanmıştı.
Yapay zekâ kışı ne demektir?
Yapay zekâ araştırmalarına yönelik beklentilerin karşılanamadığı ve buna bağlı olarak ilginin ve fonların azaldığı dönemlere verilen addır. Bu tür durgunluklar özellikle 1970'lerde ve 1980'lerin sonunda yaşandı.
Kaynakça
- Artificial Intelligence (AI) Coined at Dartmouth · Dartmouth College
- Deep Blue · IBM
- The Turing Test · Stanford Encyclopedia of Philosophy
- Alan Turing · MacTutor History of Mathematics, St Andrews Üniversitesi